E-Kitap Paylaşımı & Kitap Özetleri
 
AnasayfaTakvimSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 O Topraklar Bizimdi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Kurucu Başkan
Kurucu Başkan
avatar

Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 219
Rep Puanı Rep Puanı : 777
Doğum tarihi : 12/06/90
Kayıt tarihi : 21/07/10
Yaş : 27
Nerden : İstanbul

MesajKonu: O Topraklar Bizimdi   Cuma Tem. 23, 2010 2:04 pm

O Topraklar Bizimdi romani (Varlik Yayinlari: ìstanbul, Ekim 1972, 531 s.* ) Kirim’in ebedî savasçisi Cengiz Dagci’nin Onlar Da ìnsandi romaninin bir devamidir. Bu roman da Cengiz Dagci’nin ilk romanlarinin hemen hemen hepsi gibi Kirim Tatarlarinin trajedisinden bir perdedir (Onlar Da ìnsandi, Korkunç Yillar, Yurdunu Kaybeden Adam vs.). Dagci’nin bu ilk romanlarini insanin gözleri yasarmadan okumasi imkânsizdir.
1.Romanin Mekâni:
Öteki romanlarinda oldugu gibi mekân olarak karsimizda yine yesil Kirim köyleri, ovalari, daglari, denizleri ve nehirleri vardir. Roman Akmescit’e 4 km. uzaklikta ve Salgir irmagi kiyisinda bulunan Çukurca köyünde geçer. Romanin esas kahramani Selim’dir. Selim harbe gittikten sonra mekan Ukrayna, Kirim’in her yanina ve Kuzey Kafkasya’ya kadar tasar.
2. Romanin Zamani:
Roman 1940 yazindan 1944 Mayis’inin 18′ine kadar, yani Kirim Tatarlarinin toplu sekilde Özbekistan’a sürülmesine kadar olan süre içinde geçer. Bunu Polonya’nin dogusunun isgal altinda bulunmasindan ve hemen ertesi yilin, yani 1941 yilinin 22 Haziran’inda Rusya’nin Alman isgaline ugramasindan anliyoruz.
Roman Londra’da Fulham’da, 1956-1957 yillarinda yazilmistir.
3. Romanin Özeti:
Roman Çukurca köyünde kurulan kolhoz hayatini, harbi ve harbin getirdigi acilari, Kirim’in iki düsman arasinda kalisini (Almanlarla Ruslar arasinda) alayci bir uslupla anlatir.
Eserde Onlar Da ìnsandi romaninin bazi kisilerini buluruz. Yahudi Çifit Levi, Berber Hasan, Ayse’nin dogurdugu Alim’i alip daglara, Akmescit’e giden Çukurtasli Çilingir’in Selim, bu romanin da kahramanlaridir.
Çukurca, Akmescit sehrine 4 km. uzaklikta Salgir irmagi kiyisinda bir köydür. 1928′de baslayan kollektiflestirmeden sonra burada da bir kolhoz kurulur, fakat hususî mülkiyet mahdud sekilde de olsa sürer. Sebze meyve yetistirilir. At ve inekler sahislarindir. Kolhoz reisi Bilâl, ideolojik olarak tam yetismedigi için sahsî üretime engel olmaz. Bu durum sehir parti idaresinin dikkatini çeker ve Çilingir’in Selim köye kolhoz resi olarak tayin edilir.
Selim askerligini yaptiktan sonra teknikuma (teknik okula) kaydolmus, burada Panteley Petroviç adli bir Rus’la ahbaplik kurup Komünist Partisi âzâsi olmustur. ìdeolojik olarak yetistigine kanaat getirildikten sonra Çukurca köyünün Lenin Kolhozu’na Bilâl’in yerine reis olur.
Selim bes yillik kalkinma planlari hazirlar, meyvelikler, sebzelikler, Salgir üzerinde barajlar tahayyül eder (Bu baraj yillar sonra yapilacak ve Çukurca sularin altinda kalacaktir. Dagci bunu kitabin basinda açiklar). Selim makinelerin çalismalarini dinlerken Mayakovskiy ile Nâzim’in siirlerini hatirlar.
Çok geçmeden harp patlar ve Selim köydeki kirk gençle birlikte Almanlara karsi savasmak üzere cepheye sevk edilir. Bu hadiseden bir müddet evvel Akmescit parti sekreteri Kuzmin, NKVD (ìçisleri Halk Komiserligi kelimelerinin Rusça kisaltmasidir) Sovyet gizli polisi o yillarda bu bakanliga bagliydi) askerleriyle bir gece köyü basar ve karli kis gününde 7 aile ve 3 aile reisini sürgüne gönderir. Bunlarin içinde Selim’in hemserisi Kiziltasli Hasan da vardir. Hasan kaçip kurtulur. Almanlar gelince onlara katilir (Almanlar Kirim’i 30 Ekim 1941′de isgal ederler. Hasan 1944 Nisan’inda Ruslarca kursuna dizilir).
Askere alinan Selim Ukrayna’daki Pervomaysk’da (Dagci’nin köylüsü Ahmet’in gömüldügü yerde) yaralanir. bir kolunu kaybeder. Novorossiysk’de tedavi edilir. Almanlar tarafindan esir kampina sevkedilirken hemserisi Kiziltasli Hasan tarafindan kurtarilir. Köye döner. Halkinin Ruslardan gördügü zulmü Komünist Partisi idarecilerinden Salavat Morcan ve sekreter Kuzmin’den duyar. Öldürülenler, camilere, vagonlara doldurulup yakilanlar, kursuna dizilenler… Bütün bunlar ve soydaslarinin kendisini af ederek içlerine almalari, Batakov’un savasmanin mânâsiz oldugunu söylemesi Selim’i degistirir. Bunu partideki Rus arkadaslarina belirtir. Fakat Almanlarin da vahsette Ruslardan asagi kalmadiklarini anlayinca Alman kumandani Saraberi’yi kaçirir ve daglara çikar.
Selim kolhoz reisiyken Natalya isimli bir Rus kiziyla yasar. Kiz hamile kalinca Selim’e haber vermeden çocugunu düsürür. Natalya aslinda partinin Selim’in pesine taktigi bir Rus kizidir. Selim Natalya’nin çocuk düsürmesine fena halde sinirlenir. Natalya “Senin için çocuk doguracagimi mi sandin” der (s. 206). Ancak Natalya’nin ikinci defa hamile kalisinda kürtaja taraftar olan bu sefer Selim’dir. Zira daha çocuk dogmadan Natalya çocugun ismini Vasiliy koymustur. Selim bunun sakincalarini göz önüne getirir ve kürtaji uygulatir. Ögretmen Natalya sonunda Alman subaylarinin yatakdasi olur.
4. Romanin Kahramanlari:
4.1. Selim:
Romanin bas kahramani olan Selim’in hayatini daha iyi anlamak ve tahlil etmek için Onlar Da ìnsandi romanini sonlarina bakmak lâzimdir. Çilingir’in oglu Selim, “gazeteci” numarasiyla Rus santiyesine girip oradakilerin agzini arar. Babasina, Enver’e, Bekir’e “kendiniz okumadiniz. bizi de okutmadiniz” diye sitem eder. Babasi oglunu hakli bularak atini Bekir’e satmaya çalisir. Ancak köyde baslayan mecburî kolhozlastirmaya karsi çikan köylüleri sürme, hapse atma ve öldürme eylemi neticesinde Dermenköy ile Kiziltas köyü bosalir. Bu hadiseler 1932 yilinda olur. Çilingir önce hapse atilir, sonra öldürülür.
Olaydan sonra Selim kaçar, yolda çocugunu baba evinde dogurmak için babasinin (Bekir’in) evine giden Ayse’ye raslar. Ayse çocugunu dogurur, adini Alim koyar ve “æKorkma, ölmez’ diyerek” 1932′nin kisinda Selim’e emanet eder (s. 329).
Selim buradan Akmescit’e gider, askere alinir, dönünce teknik liseye girer, orada Panteley Petroviç’le tanisir, onun tarafindan bir komünist olarak yetistirilir. Aslinda Petroviç Selim’i irkdaslari arasinda yerlestirecek bir “komprador (isbirlikçi) aparat veya bürokrat” olarak kullanmak ister. Bu iste Natalya da ona yardimci olur. Natalya’yla Selim’in beraberligi bir ask beraberligi degildir. Amaç Selim’i yönlendirmek, kontrol ve idare etmektir.
Selim Lenin kolhozundaki görevine basladiginda kendine güvensizlik ve yalnizlik duygulari içindedir. Halki nasil idare edecegini, halkin ne oldugunu düsünür. Birden silkinir. Bir komünistin çelik iradesiyle olumsuz fikirleri üzerinden atar (!). Birinci bes yillik plânini yapar. Salgir üzerinde baraj, bahçeler, baglar, meyvelikler, ekinler, inekler, bogalar, ormanlar, tarlalar düsler. Tarlalarda motorlar, traktörler hayal eder. Ancak kati ve merkeziyetçi bürokrasiden de sikayet eder: “Her yerde bürokrat! Her yerde koca bir bürokrat ve koca bürokratin çevresinde hissiz, tüysüz, renksiz igrenç siçanlar!” (s. 181).
Fakat köyden yedi aile ve üç aile reisi (içlerinde Berber Hasan da vardir) parti sekreteri Kuzmin ve NKVD tarafindan sürülür. Selim saskindir. Kuzmin’in Selim’e Orta Rusya’dan (Rostov, Zaporojye ve Poltava civarindan) nüfus getirilecegini hissettirmesi, Selim’de soguk dus etkisi yapar. Bu arada Natalya’yla da yasamaya baslamistir.
Cengiz Dagci çiçegi burnunda kolhoz reisinin çeliskili duygular içindeki iç dünyasini basariyla tasvir eder.
“Selim yalnizdi. Kendisi bile bir bütün degildi. ìki parçadan ibaret bir insandi. Biri Selim, öteki Çilingirov. Hangisi kendisiydi? Hangisi insandi? Hangisi gerçek bir insandi, hangisi seytanca bir ruhu temsil ediyordu? Bilmiyordu. Bazan Çilingirov, dünyada yasadigi için Selim’i elleri arasina alip bogmak istsiyordu. Bazan da Selim, Çilingirov’la bir arada yasadigini unutarak tatli hülyalara daliyordu. Simdi sovyet binasina yaklasirken Selim despot olmak istedi. Çilingirov’u yere yikip çizmesinin ökçesiyle kafasini ezmek, Çilingirov’u kanlar içinde birakip gitmek, sirtini bütün insanlara ve dünyaya çevirip yalniz kendini düsünen bir hodbin olmak istedi. Fakat yapamadi. Ayrilamiyordu Çilingirov’dan. Çilingirov onun yani basindaydi. Kimbilir içinden Çilingirov Selim’e:
‘-Selim, Selim… ìs bencillige kalirsa ben senden daha güçlüyüm’ diye gülüyordu belki” (s. 132).
Dagci, Selim’in ruhundaki parçalanma ve onun iki beni arasindaki diyaloglari gayet güzel aksettirmistir. Selim’in bir beni eskinin izlerini tasir. Hayalci, despot ve hodbindir. Bu ben, toplumuna ve kültürüne saygilidir. Öteki beni, yani Çilingirov ise komünisttir, lâkin o da despottur. Selim bu çatismayi, bu ikili sahsiyetini romanin sonuna kadar sürdürecek, tam Selim olmaya karar verdigi anda tekrar Çilingirov’luga dönecektir. Kisaca, Selim Çilingirov’un içindeki Selim Türk, Çilingirov komünisttir.
Selim Çilingirov’un içindeki Selim, Türk milletinin psikolojisini aksettirir. Tarih boyunca Türkler sulh içindeyken hiç bir millete karsi siddete basvurmamislardir. Hattâ savaslarda bile alicenap sekilde davranmislardir. Selim yakaladigi bir Alman askerinin öldürülmesine isyan eder. Daha sonra arkadaslarindan biri baska bir Alman’i öldürünce “Niçin? Niçin öldürdün? Silâhsizi… Niçin?” diye krizler geçirir (s. 305). Çilingirov’un içindeki Selim. Bu Alman askerini öldüren Nikita Darmanov’un yardim çagrisina kosan tek kisidir. Alman’a acidigi gibi ayni saflarda çarpisan asker arkadasina da acir Selim. Nikita Darmanov ise yardimina gelen Selim’e suçluluk duygulari içinde, “Seni sevmiyordum. Tatarsin da ondan” der (s. 309).
Selim 25 Haziran 1941′de Çukurca’dan ayrilarak askere gider (Almanlar 22 Haziran 1941′de Rusya’ya saldirmislardir). Selim 57. Tank Tümeni, 13. Alay, 3. Tabur, 3. Bölük’de politruktur (Politruk, Sovyet ordusunda askerlerin politik olarak egitimiyle mesgul olan parti yetkilisidir. Korkunç Yillar ve Yurdunu Kaybeden Adam’in kahramani olan Sadik Turan da bu tümendeydi. Türk asilli askerler her zaman Alman atesinin karsisina sürülüyordu). Selim savasta yaralanir ve bir kolunu kaybeder. 1942′de Novorossiysk’te yattigi hastanede Çukurca’daki kooperatifin reisi Salavat Morcan’dan NKVD askerlerinin Kirim’da yaptigi mezalimi duyar.
Aslinda Selim tam manasiyla komünist olabilecek bir yetistirilis vetiresi geçirmis degildir. Zira normal bir komünist merhametli olmadigi gibi böyle bir duygunun kalbine dogmasi bile yetersizlik olarak düsünülebilir. Selim de zaman zaman ikircikli durumlara düsmekle tam manasiyla komünist olmadigini gösterir.
Selim askerde Çukurca’yi hatirlar, memleketini sik sik yad eder. Alim’i, dede Cavid’i, yesillikleri, tarlalari, ekinleri hatirlar. ìçine bir hüzün çöker. Salgir’i, Salgir’in kiyisindaki selvileri düsünür…
Bu arada Akmescit’den Çukurca’ya 22 Subat (1942 olmali) Alman kumandan muavini Sarabari gelir. Köylülere söyledigi sudur: “Yüzlerine tiksinmeden bakabilecek güzel ve genç kizlariniz yok mu?” (s. 364). Halbuki köylüler Alman kumandaninin köye kollektiflestirilen topraklari geri vermek ve camileri açmak için geldiklerini saniyorlardi (s. 362).
Almanlar Kirimli gençleri ya milis telkilatinda görevlendiriyor, ya da Almanya’ya gönderip fabrikalarda çalistiriyorlardi. Tabiî ki Kirimli gençlerin Alman vahsîlerinin Kirim’i Almanlastirma politikalarindan haberleri yoktu. Onlar bir kere düsmüs ve yilana sarilmlslardi. Tirol ve Filistin Almanlarinin Kirim’a yerlestirilmek istendiklerini nereden bileceklerdi? (Almanlar Kirim sehirlerine çoktan eski Got isimleri vermislerdi) ìlk dünya harbinde de ìdil Almanlarinin Anadolu’ya yerlestirilmelerini düsünmemisler miydi?
Selim Sovyet Rus ordusu tarafindan 1942 kisinda Kefe’ye yapilan çikarmada Almanlarca esir edilir. Almanlar tarafindaki Kirim gönüllüleri arasinda bulunan Sevket, Selim’i Kefe’den Eskikirim’a süren grubun arasindadir. Reis Bilâl’in uzun boylu oglu Sevket, hadiseyi Berber Hasan’a anlatinca Selim, Hasan tarafindan kurtarilir. Köye döner. Natalya artik Saraberi’nin sevgilisidir. Selim onu evden kovar ve köylülerin yardimiyla kendine bir ev yapar.
Selim artik eski Selim’den çok farklidir. Darmov’un, Batakov’un, Morcan’in, Kuzmin’in konusmalari, yapilan zulümlerin KP mensuplarinca ikrâri (Morcan, Kuzmin, vs. tarafindan), Natalya’nin ihaneti, Berber Hasan’in kendini kurtarmasi Selim’i halkina yaklastirmis ve eski hareketlerinden dolayi kendisini sorguya çekmeye yol açmistir. Köye döndükten sonra Natalya’ya “Senin milletin ve senin vatanin için savastim, kolumu verdim. Niçin bakmiyorsun yüzüme?” der. “Kendi benligimi unuttum. Yurduma, kendi halkima sirtimi çevirdim; kendi kanimdan olanlari hakir gördüm. Bir hain oldum kendi halkim için.” (s. 399) diye ilâve eder. Sonra köylülerle camiye gider, husû içinde namaz kilar.
Köylüler onu affetmislerdir. Eski darginliklar, kirginliklar unutulur. Dostluklar peyda edilir. Selim, Alim’in annesi Ayse’nin çok uzaklardan, sürgünden dönecegini ve onunla evlenecegini (dünürü Reis Bilâl olacakti) hayal eder. Akmescit’e gittigi bir gün Panteley Petroviç’le karsilasir. Onunla tartisir. Artik komünist olmadigini söyler. Bu arada Akyar (Sevastopol) teslim olur. Selim Akmescit’den ayrilir. Reis Bilâl’in Almanlara isbirligi yapan oglu Sevket öldürülür. Selim yalnizdir ve bunalimlar içindedir. Yasamanin ne oldugunu bilmedigini düsünür. “æEvet bilmiyorum’ diyordu içinden. æSuç ne harpte, ne Natalya’da, ne de baska birinde. Niçin yasadigimi bilmiyorum.’” (s. 468).
Nihayet Kirim bütünüyle Ruslarin eline geçer. Selim daglardadir üç haftadan beri. Köye dönerken Muzaffer Biber’in cesedini görür. Cesedi gömer. Alim’e rastlar. Alim olan biteni anlatir. Dede Cavit’in agaca asilisini, Berber Hasan’in ve digerlerinin kursuna dizilisini, Reis Bilâl’in ve geri kalanlarin sürülüsünü anlatir. Selim Alim’e dönerek “Bilir misin Alim? Bazan bana öyle geliyor ki, ölmek yasamaktan iyidir. Yasamak elbette güzeldir. Ama yasamak için ev lâzim, ates, su, ekmek lâzim. Bunlar olmayinca ölmek daha iyi.” (s. 530) der.
4.2. Berber Hasan:
Selim’in hemserisi olup Kiziltaslidir. NKVD askerleri evi basip Selim’in babasini öldürdükleri zaman onun cesedini Seytali’nin evine sirtinda tasimistir. Berber Hasan Onlar Da ìnsandi romanindaki Battal’in Enver’ini hatirlatir bize. Onun gibi meseleye dogru teshis koyan ve ona göre çözüm arayan biridir. O da milliyetçidir. Komünist dahi olsa halkinin bir ferdinin kaybolmasina tahammül edemez. Selim’i kurtarir ve bunu kendiliginden yapmadigi için Sevket’i azarlar. Kirim Tatari’nin Ruslar karsisinda nasil kötü durumda bulundugunu ve çaresizligini “Fiçi gibiyiz, demir kusaklarla kusakladilar bizi.” (s. 113) veya “Koca bir devin disleri arasinda serçe kuslari gibiyiz biz.” (s. 163) seklindeki ifadelerle dile getirir.
Hasan önceden tanidigi Selim’le açik konusur. Ona “Ama siz agaci budamiyorsunuz, Selim. Topraktan çikariyorsunuz, kökünden kesiyorsunuz. Sen bunu görmüyor, anlamiyor musun? Binlerce yildan beri bu toprakta büyümüs, bu topraga kök salmis agaci topraktan çikariyor, kesiyor, paramparça ediyorsunuz! Sen bunu görmüyor musun, Selim?” diye çikisir (s. 145).
Hasan Rus’un beyazinin da, kizilinin da ayni oldugunu, hiç farketmedigini söyler: “Kizillari da, Beyazlari da sevmiyorum. ìt ittir. Beyaz yoksa kizil, ne fark eder!” (s. 146). Umum Türkler ve Türkiye için en büyük tehlike olarak Rus vardir. Söyle veya böyle olmasi hiç bir seyi degistirmez. Hasan Selim için Sevket’le münakasa ederken “Çabucak tükenmemiz için birbirimizi öldürmeye baslayalim. Haa! Nasil? Bunu mu istiyorsun?” (s. 387) der. Hasan ne olursa olsun hiç bir Kirim Tatari’nin zâyi olmasini istemez. Milis kuvvetlerine katilmasini ise su sekilde izah eder: “Rus itinin bir kere daha bu yurda ayak basmasini istemedigim için…” (s. 372). Hasan da Muzaffer gibi kursuna dizilerek öldürülür.
5. Romanda Toprak Sevgisi:
Dagci’nin öbür eserlerinde de görüldügü gibi (bilhassa Onlar Da ìnsandida) Kirim Tatarlarinin esas meselesi toprak ve hürriyettir. Bu hususlar O Topraklar Bizimdide de sik sik belirtilir. Toprak sevgisi okadar güçlüdür ki kolhoza ait topraga dahi sahsi mülkmüs gibi derin bir sevgi duyulur. Çünkü çalisanini besleyen bu verimli ve vefali ana, bu sadik yar, ölüleri bile koynuna alan ve yere gömüldükleri için ölüleri sevindiren bu kutsal topragin terk edilmesi ölümden bile beterdir. O sebepten Kirimlilar kolhozu ve komünist rejimi bir türlü benimseyemezler. Bu toprak sevgisi o kadar kuvvetlidir ki, Hasan’in kaynatasi kolhoz tarafindan el konulan topraginin ekinini biçerken ölür. Hasan buna aglamaz, hattâ sevinir:
“Çünkü ölü sanki yüzlerce yil yasamis, yüzlerce yil bu topraga basip yürümüs, elleriyle bu topragi tutmus, bu topragi sevmis gibi, günesin altinda kendisi de toprak gibi kurumus, toprak rengine girmisti. Öldügüne pisman degildi sanki. (…) Topragi avuçlari içine alip yüzüne sürmüs ve ölmüstü. Pisman degildi öldügüne. Yüzünde hayati birakip gittigine dair bir üzüntü yoktu. Dizlerinde toprak, avuçlari içinde toprak, daginik saçlarinda, her yerinde toprak. Yalniz çok sevdigi topragin altina girip sonsuz uykusuna yatmadan önce, evine ugramisti. Eviyle ve evinin içerisindeki insanlarla vedalasmak için evine ugramisti. Sonra topragin altina yatip kendisi de bir avuç toprak olacakti. Bunun için yasamisti. Ve iste topraga gidiyordu.” (s. 11).
Toprak sevgisine baska örnekler de vermek mümkündür, Meselâ:
“Ama kolhoz olsun! Toprakti elbet. El ile tutulur, üstünde yürünür, yürege yakin, ilicak, besleyici ana toprakti. Kolhoz olsundu. Atalar dogmustu bu toprakta, ak saçli neneler æay nenni’ söylemislerdi evlâtlarina bu toprakta, insanoglunu beslemisti bu toprak!” (s. 208).
“Toprak genç bir gelin kadar güzeldi.” (s. 510)
“Ata mirasi topraklariydi bu topraklar. Atalarinin, dedelerinin kemikleri yatiyordu bu topraklarda.” (s. 357).
“Batmak üzere olan günesin isiklari altinda toprak güzeldi; Selim’i bu güzel topraga baglayan hiç bir sey kalmamisti artik. Alim ise toprak sevgisini henüz tatmamisti daha ve belki ölüm de, hayat da ayniydi onun için.” (s. 531).
Toprak sevgisine verebilecegimiz bir örnek de sudur: Köyün delikanlilari askere giderken sevdiklerinin nakisli mendilleri yaninda Çukurca’nin bir avuç topragini da beraberlerinde götürürler (s. 230)
Dagci’nin öbür romanlarinda da toprak sevgisi, topraktan koparilan insanlarin trajedisi, vatanindan, yurdundan koparilan halklari durumu sik sik dile getirilir.
6. Üslûp:
Dagci’nin üslûbu kisa cümlelerle karakterizedir. Öyle ki, bazi cümleler ve paragraflar yalnizca tek kelimeden ibarettir. Bunlar hadiselere kolay ve çabuk intikali saglarlar.
O Topraklar Bizimdide alayci ve mizahî ifadelere sik sik rastlamak mümkündür. Böyle trajik bir vakanin anlatiminda insani gülümsetebilmek de her yigidin harci degildir. Bu tip ifadelerden bir kaç örnek verirsek durum daha iyi anlasilacaktir.
Parti sekreteri: “ìki hafta önce Yas Kuvvet gazetesinin idaresi Çukurca’ya elli nüsha gazete göndermis. Postanede gazeteleri kabul eden genç (adini biliyoruz) agzinda sakiz, dudaklari arasinda sigarasini oynatarak æBu gazeteleri az daha ince kagida basmis olsaydilar sigara kagidi derdinden de kurtulurduk; kalin kagidin cigere zarari dokunuyor’ demis.” (s. 42).
Nikita Darmov: “Babam oldugundan da emin degilim ya. Anam babandir diyordu: Beni dogurdugunda altmis bes yasindaymis. Nasil becerdi bu isi diye sormayin, çünkü bilmiyorum. Anamin dedigine göre nasilsa becermis. Eh, madem ki anam becerdi diyor… o, daha iyi bilir.” (s. 279).
Nogayko: “-Yazik… Sersem mermi! Baska kimse bulamamis gibi kalkti genç kadini öldürdü.” (s. 269).
Bilâl (oglu Sevket’in uzun boyuna atifta bulunarak): Almanlar seni ancak telgraf diregi yerine kullanirlar.” (s. 367).
Kolsuz Rus (Selim’e): “Ben Kerenskiy’nin rakisini içerken sen dissiz agzinla annenin memesindeki tipayi arastiriyordun.” (s. 415).
Saçlari dökülen Panteley Petroviç (Selim’e): “Tifo, Selim, Tifo! Görüyor musun, nasil tras etti beni? Faydasi da yok degil hani; berber parasindan kurtuldum.” (s. 424).
Cengiz Dagci’da tasvir de mühim yer tutar. Tasvirler ekseriya tabiat ve tabiat hadiselerinin tasvirleridir. Gün, günes, bulut, yagmur, rüzgar gibi. Orman, tarla, bitki, deniz, agaç, ekin ve nehirler ise umumî çizgilerle belirtilir. Ama Dagci nedense günesin dogusunu ve batisini sik sik belirtir. Günün (zamanin) degismesini, tan atmasini, günesin dogmasini, aksam günesinin damlarin üstünde kizil akisler birakarak battigini kaydeder.
Dagci’nin romanlarinda beyaz bas örtülü, Yasin okuyan, namaz kilan, dua eden, nur yüzlü kadinlara sik sik tesadüf edilir. Yasin, Dirman seklinde at adlari, tekerleme ve maniler de Anadoluya benzer.
Dagci romanlarinda çesitli milletleri bilinen karakterleriyle tasvir eder. Yahudiler cimri, Ermeniler ve Rumlar tüccar tabiatlidir. Bu romaninda da Çingenelerden bahseder, ama onlari hor görmez. Ruslar haricinde herkese iyi gözle bakar. Dagci her halde Kirimlilarla ayni kaderi (zulmü, baskini, sürgünü, öldürülmeyi) paylastiklari için Yahudilere yakinlik duyar. “Ahmet Özenbasli’nin æKirim halki çesitli çiçeklerden yapilmis bir demettir’” sözü Dagci için de geçerlidir (Korkunç Yillar, s. 88) (Aslinda bu ifade Dr. Ahmet Özenbasli’ya degil, Noman Çelebi Cihan’a aittir).
7.Netice:
Netice olarak O Topraklar Bizimdi Kirim Tatarlarinin trajedisinin gerçekçi ve etkileyici bir anlatimidir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://e-kitap.yetkinforum.com
 
O Topraklar Bizimdi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
E-Kitap Forum :: Diğer :: Kitap Özetleri-
Buraya geçin: